2 Nisan’da gösterime giren Herkes Mi Aldatır? filminin galasına katılma fırsatı buldum. Kanyon Cinebonus’ta gerçekleÅŸen gala oldukça yoÄŸun ve eÄŸlenceliydi. Gel zaman, git zaman filmin yazısını yazmak bugüne kısmetmiÅŸ.
Biraz stresli bir güne denk gelen film gösterimi, neşemizi oldukça yerine getirdi Ben en çok da eşimin güldüğüne güldüm ) Tüm salon susarken o kahkayı patlatıyordu ve ardından dalga dalga kahkaha sesleri. Oldukça eğlenceli ve güzel bir film. Özellikle bazı sahnelerde kahkaha ile güleceğinizi söyleyebilirim.
Bir-iki sahnenin gereğinden fazla uzatılmış olması dışında, göze batan bir şey yok.
Bu arada “Herkes Mi Aldatır?” sorusuna filmin cevabı “Evet!” oluyor.
Evli ama tipinden beklenmeyecek kadar çapkın, ÅŸeytan tüylü bir adam!…
Zengin ve yakışıklı kocası tarafından sürekli aldatılan mutsuz ve öfkeli bir kadın…
Bu iki insanın yolları farklı sebeplerden dolayı bir gece aynı otelde kesiÅŸir… Tanışırlar, konuÅŸurlar… Gece ilerler, sarhoÅŸluÄŸun etkisiyle kendilerini aynı yatakta bulurlar.
Sabah uyandıklarında kadındaki aldatılmanın öfkesiyle intikam alma duygusunun yerini pişmanlık ve şaşkınlık almıştır. Adam ise zahmetsiz bir çapkınlık macerasının zaferiyle evine ve karısına dönmek için hazırlanmaktadır.
Ama kader ağlarını örmeye başlamıştır bir kere… Büyük bir sürpriz onları beklemektedir. Adamın karısı ve kadının kocası da aynı otelde burunlarının dibinde kalmaktadırlar. Karşılaşmaları da başka sürprizlerin etkisiyle kaçınılmaz hale gelecektir.
Dün gece Ekolay sinema davetlisi olarak YüreÄŸine Sor filminin galasına katıldık. İş çıkışı koÅŸtura koÅŸtura Cevahir Megaplex’e vardık. Oldukça kalabalık ve bi hayli düzensiz bir kokteyl sonrası, salonda yerimizi aldık.
Filmden yana pek umutlu deÄŸildim açıkçası. Ancak ilk kareden itibaren Karadeniz o yemyeÅŸil yayları, yere deÄŸen bulutları arasında ben farklı bir dünyaya daldım. “Ben memleketimi özledim” nidalarıyla, “Karadeniz, hep aynı. Güneyi de, batısı da…” iç çekiÅŸleri arasında seyrettim filmi. Filmin görüntü yönetmeni Colin Mounier‘i alkışlamamak elde deÄŸil. Her kare ayrı bir renk cümbüşüydü.
Yönetmen koltuÄŸunda Yusuf Kurçenli yer alırken, filmin müziklerinde ise AyÅŸenur Kolivar ve AyÅŸe Önder’in imzası var. Filmin müzikleri de unutulmazları arasına gireceÄŸi kesin Sırf grüntü ve müzik için seyredilir bu film.
Devir Osmanlı’nın son günleri… Mustafa ve ailesi yıllardan beri Hristiyan olduklarını gizlemek zorunda kalmışlar. Osmanlı Devleti’ne yaptırılan son düzenlemeler ile dinlerini açıkça yaÅŸamaları için bir engel kalmaz, ama Esma ve Mustafa’nın aÅŸkı imkansıza doÄŸru yol almaya baÅŸlar. HerÅŸeyi göze alan sevgililer, kaçmaya karar verirler. Esma’ya sevdalan aÄŸaoÄŸlu Mehmet (Hakan Eratik) onları engellemek için elinden geleni yapmaya kararlıdır…
Ammavelakin bir final var ki, a dostlar. Film çıkışında 3 deÄŸiÅŸik son yazdım, daha çok ilgi gördü. O sahne keÅŸke daha farklı çekilseydi… KeÅŸke…
Uzun zamandır sinemada bu kadar gülmemiştim bir filme. Arada birkaç hayalkırıklığım oldu komedi sanıp girdiğim filmler de oldu ama neyse konumuz bu değil.
26 Åžubat’ta gösterime girenEyyvah Eyvah filminin senaryosu Ata Demirer‘e ait, yönetmen koltuÄŸunda ise Hakan Algül yer alıyor. BaÅŸrolde Ata Demirer’e ise harika oyunculuÄŸu ile Demet AkbaÄŸ eÅŸlik ediyor. Oyuncular, ÅŸive ve çekimler oldukça baÅŸarılı. Senaryo konusunda beklentilerinizi çok yüksek tutmayın, sıkılmayacağınız ve filmden kopayacağınızı söyleyebilirim.
Filmin konusuna gelince; köyde dedesi ve ninesi ile yaÅŸayan Hüseyin’in en büyük tutkusu klarneti ve gönlünü kaptırdığı hemÅŸire Müjgan’dır. Bir gün tesadüf sonucu öldü sandığı babasının yaÅŸadığını öğrendikten sonra, babasını bulmak üzere İstanbul yollarına düşer…
Oldukça güldüğüm ve eğlendiğim bu filmi sinemada seyretmenin en güzel yanı, kahkalara boğulan diğer seyircilerin gülmesine gülmek
Dün akÅŸam Warner Bros’un davetlisi olarak Sherlock Holmes filminin öngösterimindeydik. Filmin konusunu okumadan gittiÄŸim ve hatta “BildiÄŸin dedektif Sherlock Holmes! Dedektif filmi, katil uÅŸak bla bla” diye düşünüyordum. BaÅŸrolde Robert Downey Jr. olduÄŸuna sevinsem de, açıkçası pek de iyi bir film beklemiyordum Ancak filmin ilk sahnelerinden itibaren yanıldığımı anladım.
Sherlock Holmes, Sir Conan Doyle’ın yarattığı, 19.yüzyıl İngiltere’sinde yaÅŸayan ve garip huyları olan bir karakter. Dostu Dr.Watson ile esrarengiz olayları çözmek için akla hayale gelmeyecek ipuçlarını kullanıyor. Bu iki sakin görünen karakteri, Hollywood dünyasında sevdirme iÅŸi ise, bol aksiyon ve bir tutam görsel efekt ile film yönetmeni Guy Ritchie‘ye düşüyor. Flashback ve flashforward ile biraz Shelock gibi düşünmeyi bize tattırıyor.
15 Ocak 2010′da gösterime giren filmin konusuna gelince; genç kızları, ÅŸeytani ayinlerde kurban eden Lord Blackwood(Mark Strong)’u yakalayıp, davayı çözdüğünü düşünen Sherlock Holmes, asıl davanın ondan sonra baÅŸladığını farketmesi uzun sürmüyor. Dostu Dr.Watson (Jude Law), zekasına hayran olduÄŸu tek kadın ve en büyük rakibi Irene Adler(Rachel McAdams) ile birlikte ondan hiç bir ÅŸeyin kaçmadığını ıspatlıyor.